3. SINIF ÖĞRETM...'s profileBAŞİSKELE 3.SINIF ÖĞRETM...BlogListsGuestbookMore Tools Help

Blog


    November 12

    SİMİT PARASI

     
     


    Ölüm bir yokoluş değil!!! Bilakis ruhun yeni bir elbise giymek üzere,
    beden elbisesini çıkarmasıdır.

    Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için
    sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil
    çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ahmet
    hazırlanmamıştı.Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu.Nihayet zil
    çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı.
    Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor,
    bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.


    Öğretmeni, onun bu hâlini fark etti:
    - Hayrola Ahmet, dedi. Eve gitmeyecek misin?

    Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi:
    - Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim.
    - Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım?
    - İlhan arkadaşımız var ya...
    - Evet, ne olmuş İlhan'a?
    - Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi
    şeyler koymuyor.
    - Ee?
    - Ona yardım etmek istiyorum. Ama benim yardım ettiğimi bilirse
    üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz
    de ona verseniz?

    Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine
    koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup
    düşündü.Ahmet hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla
    ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne
    kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu
    değildi. Buna rağmen yardım etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin
    bilinmesini istemiyordu.

    Nurhan Öğretmen:
    - Dur bakalım Ahmet, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî
    durumunuz
    pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum?
    - Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş
    bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum.
    - Nerede çalışıyorsun?
    - Simit satıyorum.

    Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi
    şimdi. Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir
    çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı.
    Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.

    Nurhan Öğretmen, Ahmet'e döndü:
    - Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.
    - Çok zengin bir işadamı...
    - Niçin?
    - İnsanlara daha çok yardım etmek için...
    - Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak şimdi Ahmet, İlhan'ın ailesinin
    durumu pekiyi değil; bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil.
    İstersen acele etme; çok zengin olduğun zaman insanlara yardım
    edersin.Olmaz mı?
    - Olmaz, dedi Ahmet. Şimdi yapmalıyım.
    - Neden olmaz?
    - Üç sebepten dolayı olmaz.

    Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni
    insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok
    simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit
    satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp
    güvercinlere veriyor.

    İkincisi: "Ağaç yaş iken eğilir." deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı
    öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam.

    Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak
    istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar.

    Nurhan Öğretmen, karşısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:
    - Bu sonuncusunu pek iyi anlayamadım, dedi.?
    - Açıklayayım öğretmenim, dedi Ahmet. Şimdi, çok zengin olmadığım
    için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan
    fazlasını veremem. Allah, Cennet'i gücü kadar iyilik edene veriyor.
    Şimdi gücüm bu olduğuna göre Cennet'in fiyatı birkaç simit parası
    kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet'e
    girebilirim. Bundan daha kârlı bir yatırım olur mu?

    Nurhan Öğretmen'in gözleri dolmuştu. Başını "Evet" anlamında sallarken
    Ahmet'i evine yolladı.

    Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak
    için masasına döndüğünde Ahmet'in bıraktığı parların masaüstünde
    kaldığını fark etti. Sandalyesine gayrı ihtiyarı oturdu ve paraları
    eline aldı. Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde
    dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu.
    Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Öyle bu paralar, Bu bozuk
    SİMİT paraları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak
    istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını.

    Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen. İçinin dolduğunu, Tarif
    edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti. Birden boşalan sağanak
    yağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı ... Ağladı.

    Kendine geldiğinde akşam olmuştu. Yavaş yavaş sınıftan çıkıp okuldan
    ayrılırken bekçi Sadık " Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak,
    Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak" diye Nurhan öğretmenin
    sayıkladığını duydu. Bekçinin hayretler içinde " Ne dediniz hocam "
    demesini bile duymayan Nurhan öğretmen bekçinin şaşkın bakışları
    altında akşamın alaca karanlığına karışıvermişti.

                                
    November 11

    HATIRLATMA

    Sevgili öğretmen aerkadaşlar ödevler klosörüne bir göz atmanızı tavsiye eiyorum bir kaç ödeve göz atın ................

    SON ZAMANLARA DAİR

    SEVGİLİ ARKADAŞALAR DİĞER EĞİTİM SİTELERİNDE DE ARTIK ARKADAŞLAR TARAFINDAN ZİYARET EDİLEN PAYLAŞIM ALNIMIZ ŞU AN 2867 ZİYARETCİ SAYISINA ULAŞMIŞTIR. İŞLERİNE BİR NEBZE YARAYABİLDİYSE NE MUTLU BİZE.....